Pazartesi, 06 Eyl 2010
You are here: Anasayfa Doğu Türkistan Gerçek Soykırım: Türkistan

Google Arama

Gerçek Soykırım: Doğu Türkistan PDF Yazdır e-Posta
Pazar, 28 Haziran 2009 11:58

Doğu Türkistan... Bu isim yıllardır komünizm rejiminin istilası altında devam eden zulmün ve soykırımın adreslerinden biri. Bu topraklar Uygur Türkleri'nin 1000 yıllık anayurdu olmasına karşın, şu anda Çin Halk Cumhuriyeti'nin istilası ve daha da önemlisi zulmü altında...21. yüzyılda insanlık dışı tüm uygulamaların sürdüğü, komünist yönetimler altında Müslüman halkı yok edilmeye çalışılan Türk-İslam ülkesi. Kendilerine uygulanan her tür baskı, işkence, terör kısaca zulüm karşısında, imanlarından aldıkları güçle şerefli, onurlu bir şekilde haysiyetleri ile varolabilme mücadelesine asla ara vermeyen Müslüman kardeşlerimizin yaşadığı coğrafyalardan biri Doğu Türkistan...

Doğu Türkistan'da yaşananların geniş bir bakış açısı ile ele alındığı bu çalışmanın pek çok amacı bulunmaktadır. Ama öncelikle belirtmek gerekir ki, bu çalışma asla umutsuzluğu davet emek, yeis'e kaptırmak amacıyla gerçekleştirilmemiştir. Yaşananlara karşı oluşan karamsarlığın yapabileceklerimizin önünde kısıtlayıcı, demoralize edici tarzda özelliklere dönüşmesi, çalışma amacının tamamen dışında yer almaktadır. İslam Dünyası, umutlarını hiç kaybetmeden , yeis'e düşmeden ve her şeyin Allah'ın kontrolü altında olduğunu unutmadan hayır yarışında koşan Müslüman halklarla kendilerine vaad edilen başarılara ulaşacaklardır. O nedenle tüm paylaşılanlar Hamiyet-i İslamiyemizi kabarttığında, bunu umutsuzluk ve karamsarlık boyutlarına değil, verilecek mücadelenin şevki ve gücü boyutlarına taşınması duasındayız.

Doğu Türkistan'da yaşanan gerçekleri bir kez daha gözler önüne süren bu çalışmada, tarihsel süreçteki gelişmelerle birlikte, bugün ulaşılan durum ele alınmaktadır. Bunun yanı sıra, en önemli amaçlardan biri de, Müslümanlara karşı yürütülen bu soykırımın gerçek nedenlerini ve temel kökenlerini gözler önüne sunmaktır. Buradan hareketle bu zulmün hangi amaçlarla hangi politikalara uygun olarak kimler tarafından yürütüldüğünü bir kez daha tefekkür sınırları içine çekmektir.

Günlük yaşantımızın uğraşılan ve ülkesel sorunlarımıza yönelik çözüm arayışları içinde, kimi zaman gereken önemi veremediğimiz bu konuyu, ülfet perdesinden sıyırma çabasıdır. Zulmün boyutlarını ve derinliğini, sadece yaşadığımız coğrafya ve kendi yaşantı sınırlarımız içinde tutmamamız yönünde bir boyut getirme duasıdır. Uygulanmaya çalışılan "Yeni Dünya Düzeni" içindeki özellikle İslam karşıtı politikaların planlanması ve uygulanmasında önemli bir konum arz eden bu topraklarda yaşayan Müslüman kardeşlerimize yönelik olarak gerçekleştirilen bu soykırımı sona erdirmede, bu zulmü durdurmada Allah'ın bizleri de vesile kılması duamızı paylaşmadır.

1. BÖLÜM : YAŞANAN SOYKIRIMIN FOTOĞRAFI

Bugün Doğu Türkistan'da yaşanan bir soykırım gerçeği vardır.. Dünya kamuoyunun gözü önünde yaşanan bu gerçek tüm boyutları ele alındığında ne denli büyük çaplı bir mücadele yaşandığına tanık oluyoruz. Dünya tarihinde yer verilen sahte soykırımların aksine ne denli gerçek bir soykırım olduğunu tüm hatları ile ortaya koyabilmek için bu bölgenin fotoğrafını tüm detaylarıyla çekmek gerekmektedir.

COĞRAFİ ŞARTLAR

Doğu Türkistan, coğrafi bölge olarak Moğolistan, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Afganistan, Pakistan, Hindistan ve Çin işgali altında olan Tibet arasında bulunmaktadır. Doğusunda ise yüzyıllardan beri işgalini sürdüren Çin bulunmaktadır. Orta Asya'nın göbeğinde bulunan bu bölgenin bir diğer önemli özelliği ise İpek Yolu'nun kalbinde bulunmasıdır. 1.8 milyon kilometrekarelik bir yüzölçümü ile Almanya'dan 4, Ürdün'den 25, Pakistan'dan 3 ve Türkiye'den 2.5 kat daha büyüktür. Avrupa'nın en büyük devletlerinden olan Fransa'nın 3 katı, Macaristan'ın ise 17 kat büyüklüğe sahip bir alana yayılmıştır. Bu karşılaştırmaların verilmesinin bir nedeni de, üzerinde soykırım uygulanan toprak parçasının ne denli büyük olduğunu bir miktar da olsa açıklayabilmek içindir. Doğu Türkistan toprak büyüklüğü açısından dünya ülkeleri içinde 19. sırada yer alır. Doğu Türkistan toprakları, bütün Çin toprağının beşte birini teşkil eder.

Ayrıca bu topraklar, Dünya Medeniyeti'nin altın beşiği diye adlandırılan Taklamakan Çölü, İpek yolu, dünyanın en yüksek göllerinden olan Tanrı ve Buğda gölleri ve tarihteki pek çok medeniyete yerleşim yeri olan merkezleri kapsamaktadır. Tarım ve hayvancılık açısından ç :ok elverişli koşullara sahip bu bölge özellikle pamuk gibi bazı tarımsal ürünler açısından dünya ekonomisinde çok önem taşımaktadır.

ETNİK DURUM VE NÜFUS YAPISI

Doğu Türkistan'da nüfusun çoğunluğunu Uygur Türkleri oluşturur. İkinci kalabalık grup ise, Çiniler tarafından bölgeye yerleştirilen Han Çinlileri'dir. Diğer etnik gruplar ise, sırasıyla Moğollar, Çinli Müslümanlar (Hui Çinlileri), Kazaklar, Özbekler, Tunguzlar, Mançular, Tacikler, Tatarlar ve Ruslar'dır. (1990 resmi istatistiklerine göre Çinli olmayan nüfusun dağılımı şöyledir: Uygur Türkleri 7.200.000, Kazak Türkleri 1.100.000 , Hui=Müslüman Çinliler 600.000, Kırgız Türkleri 150.000, Mançu 90.000, Dongxiang 40.000, Tacik 33.000, Özbek Türkleri 15.000, Sarı Uygurlar 11.000, Tatar Türkleri 5.000, Tibetli 5.000, Daıvani 5.000, Salar 3.000, Rus 3.000, Boan 300) ve diğer Çinli olmayanlar 9.000'dir. Bölgede 40'dan fazla etnik grup bulunmaktadır. ABD'nin resmi sayfalarında, bu bölgede yaşayan müslüman sayısı 35-40 milyon olarak gösterilse de bu rakamın ne kadarının Çinli Müslümanlara ait olduğu bilinmemektedir. Türk asıllı nüfusun tamamına yakını müslümandır. Müslüman Çinliler dışındaki Çin halkı ise Taoist ve Budist'tir,

Uygurlar bir Türk kavmidir ve Uygur Türkçesi konuşmaktadırlar. Uygurlar, 1000'li yılların başından beri bu topraklarda yaşamaktadırlar. Tarihin her döneminde Çin, başta Uygurlar olmak üzere tüm Orta Asya toplulukları için bir tehlike oluşturmuştur.

Dünyada geniş bir Uygur diasporası söz konusudur. Uygur halkları tüm dünyada bir çok ülkeye dağılarak yaşıyor olmalarına karşın, genelde yoğun olarak yaşadıkları bölgeler, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkiye, Avustralya ve Almanya'dır. Tüm cemaatin ortak özlemi Doğu Türkistan'ın bağımsız bir ülke konumuna gelmesidir. Bağımsızlığa nasıl ulaşılacağı konusunda farklı görüşler bulunmakla beraber, tüm çabalarını öncelikle bu bölgede yaşayan zulmün durdurulması olmak üzere bağımsızlık amaçları üzerine yoğunlaştırmışlardır. Günümüzde bu ortak çabaların iletişiminde çok önemli bir rol oynayan Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi, Özellikle çok farklı bölgelerdeki Uygur halkları için çok önemli bir işleve sahiptir

Doğu Türkistan Enformasyon Merkezî

Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi l Haziran 1996 yılında Almanya'nın Münih şehrinde kuruldu. Amaçları her tür haberleşme imkanı kısıtlanmış olan Doğu Türkistan halkının uğradığı zulmü dünya kamuoyuna duyurmaktır. Bu merkez, "Dünya Uygur Haber Ağı" adı altında bir haber merkezi kurup özellikle Doğu Türkistan'daki Uygur halkın uğradığı zulümler başta olmak üzere tüm Uygur dünyasına ilişkin son gelişmeleri çeşitli dillerde dünya kamuoyuna sunmaktadır. Bu merkezin New York, Washington, Denver, Londra, İstanbul, Tokyo, Amsterdam, Stockholm, Sidney, Kahire gibi 18 ülke ve 40 şehirde şubeleri bulunmaktadır,

TARİHTE DOĞU TÜRKİSTAN

Bağımsız Uygur Devletleri'nin tarihi, Hz.İsa'dan önce 8. asra kadar uzanmaktadır. Bu bölge tarihte bir çok Türk imparatorluklarına merkezlik yapmıştır. MÖ 220 yıllarında Büyük Hun İmparatorluğu sınırlarında yer alırken, bu İmparatorluğun yıkılması ile M.S. 430 yıllarında başka bir Türk devleti'nin yönetimine geçmiştir. Bu devlet Göktürk Devleti'dir. Daha sonra farklı yönetimlerin altında kalan bu topraklar. Türk tarihinin en büyük Türk Devletleri'nden olan Karahanlılar Devleti'nin sınırlan içine katılmıştır. Döneminin çok zengin ekonomik ve kültürel kaynaklarına sahip olan bu topraklarda, büyük Türk Hakan'ı Bilge Kağan, Karahanlılar devleti'nin kurucusu ilk Müslüman Türk Sultanı Abdülkerim Satuk Buğra Han, Kaşgarlı Mahmud, Yusuf Has Hacib gibi pek çok değerli isimler yaşamışlardır.

Bu devlet zamanında, İslam dini Türk halkı için vazgeçilmez bir hayat kaynağı haline gelmiştir. Karahanlılar devlet politikası ile kısa zamanda İslam dininin egemen olduğu bu topraklar, daha sonra Karahitaylar ve Moğollar devrini yaşamışlardır.

1760 yılı Doğu Türkistan topraklarının zulümle tanıştığı ilk yıllardır. Bu tarihte Çin- Mansur istilası ile karşılaşan Doğu Türkistan 1863 yılına kadar yoğun bir baskı ve zulüm devri geçirmiştir. 1863 yılına kadar verilen yoğun mücadeleler sonucunda bu istilaya son verilmiş ve Yakup Han Bey devleti kurulmuştur. 14 yıl süren bu devlet Osmanlı Devleti'ne tabi olan İlk Doğu Türkistan Devleti'dir. 1876 yılında yeniden Çin-Mançur yönetimine geçen bu topraklarda, boyutları giderek genişleyen soykırım hareketleri başlamıştır. Doğu Türkistan adı Çince "kazanılan ilhak edilen topraklar " anlamına gelen Sincan olarak değiştirilmiştir. Ayrıca diğer tüm illere de Çince yeni isimler verilmiştir.

1934-1944 yılları arasında bir ara Sovyet Rusya yönetiminde kalan Doğu Türkistan'da bu dönem içinde aynı soykırım Rusya tarafından devam etmiştir. 1944 yılından sonra tekrar Çin'in topraklarına katılmış ve 1949 yılında ise komünist Çin istilasına uğramıştır. O tarihten itibaren komünist bir rejimin tüm amaçlarına uygun olarak acımasız bir yönetimle yürütülen Doğu Türkistan'da soykırım giderek artan şiddetiyle devam etmektedir. 1949 yılındaki Kızıl Çin işgalinden sonra 1955 yılında Sincan Uygur Otonom Bölgesi adıyla bugünkü idari statüsü kazandırılmıştır. Yaklaşık 26-30 milyon müslümanın yaşadığı bu bölgede 16 şehir ve 86 İlçe, bugün Çin Yönetimi tarafından l merkez şehir, 8 vilayet ve 5 Özerk ilçeye bölünerek idare edilmektedir.

Sovyetler Birliği'nin parçalanmasından sonra Çin Halk Cumhuriyeti, politik alandaki lobi faaliyetlerinden de güç alarak, Orta Asya Türk Devletleri'nin ve bu ülkelerde yaşayan Uygur diasporasının Doğu Türkistan'daki bağımsızlık mücadelesine destek vermelerini engelleyecek ilişkiler içine girmiştir. 1994 yılında Kazakistan ile Çin hükümeti arasında imzalanan yeni sınır anlaşması sonucunda, Kazakistan kendi topraklarındaki Uygur diasporasının milliyetçi derneklerini kapatmak zorunda bırakılmıştır. Politik arenadaki bu oyunlara bir başka örnek, 1996 yılında Nazarbayev (Kazakistan), Rahmanov (Tacikistan) Yeltsin (Rusya) İle yapılan görüşmelerde, ortak sınırların korunması, emniyetinin sağlanması, askeri güçlerden arındırılması için İmzalanan anlaşmadır. Nüfus gücü ile çok ciddi bir Pazar teşkil eden Çin, bu gücünü emperyalist uygulamalarına karşı oluşacak yaptırımlara karşı, siyasi arenada bir koz olarak oynamaktadır.

Bu süreç içinde, müslüman halkın uygulanan soykırım sonucunda yaşatılan zulümle kana boyanan bu topraklar, aynı zamanda bir mücadele ve direniş destanı yazmaktadır. Kamuoyunda inananları terörist ve aşırı dindar olarak göstermeye çalışan, tüm bilgi kaynaklarını kendi kontrolü altına alan ve gerçekleri dünyadan gizlemek adına her yolu deneyerek ülkeyi bir anlamda tecrit etmeye çalışan komünist Çin rejimine karşı, bu topraklardaki müslüman kardeşlerimiz, onurlu mücadelelerine hiç ara vermeden devam esmektedirler.

Bu bölgede uygulanan Çin politikasında başlıca 2 temel İdeoloji söz konusudur. Bu ideolojiler, ırkçı milliyetçilik ve komünizmdir. Müslüman halkı yok etmek amacından hiçbir sapma gösterilmeksizin yaşanan her döneme Materyalist bazlı iki ideoloji damgasını vurmuştur.

Irkçı Çin Politikasının izleri

Doğu Türkistan üzerindeki soykırım harekatında özelliğin en belirgin örneklerinden biri, öncelikle bölgeye Sincan ismi verilmesi ve sonrasında bölgedeki pek çok yerleşim yerinin adı Çince olarak değiştirilmesidir.

Bölgenin dört temel yönetim bölgesine bolüne bu dönemlerde, özellikle nüfusa yönelik çalışmalar da hızlandırılmış ve Çinli nüfusun bu topraklarda ikamet etmesini sağlayacak şekilde Çinli göçmenler getirilerek bu toprakların gerçek sahipleri gibi haklara kavuşturulmuştur.

Çinlilerle evlenmeleri için yapılan baskıların yanısıra Uygurlar, Çinli kıyafetleri giyme ve Çinli yetkilileri gördüklerinde diz çökme gibi ekstra saygı göstermeleri konusunda zorlanmışlardır. (İsa Yusuf Alptekin, Doğu Türkistan Tarihi İstanbul, 1973, 126-128) Çinli yetkililerin herhangi bir nedenden dolayı resmi makamlara şikayet edilme gibi bir durumları da söz konusu değildir. Böyle bir durumda direkt olarak şikayeti yapanlar cezalandırılmaktadır.

Rus araştırmacısı Nikolai Przhevalsky, Doğu Türkistan'a yaptığı ziyaretten sonra o bölgeye ilişkin açıklamada şunları söylemekteydi "Bölgedeki 100 bin güçlü Çini nüfusu o bölgeyi uzaklaştırmak ve barışa yöneltmek amacıyla hizmet etmemektedir. Tam tersine, yağmalamanın ve Uygur nüfusuna her anlamda uygulanan zulümün bitmeyen kaynağını meydana getirmektedir. Tarım alanlarını tümünün zorla ele geçirilmesi özellikle insafsızca yapılan vergilendirme amacıyla gerçekleştirilmektedir." (Victor Louis, The Coı Decline of the Chinese Empire, New York, 1979 S:93)

Komünist Çin Politikasının İzleri

Geçerli Komünist Anayasası'na göre verilen Tibet Doğu Türkistan bölgelerine bağımsız yönetim sözünü Mao iktidara geçtikten çok kısa bir süre sonra reddetti. Bu gerçekle karşı karşıya kalındığında, Uygurlar, en azından federe cumhuriyet sözünün kendilerine verildiğini iddia etseler de komünizmin gerçek yüzünü gösteren konuşmalarından birini yaptı. : "İki yüzyıldır Sincan, bölünmez Çin'in geri devredilemez parçalarından biridir. Bundan dolayı Çin'i federal cumhuriyetlere bölme gibi bir yaklaşım asla olmayacaktır. Aksini düşünmek tarihe ve sosyalizme düşmanca bir saldın olacaktır" (Ziya Samedi, Komünizm Tugi, Almaty, 18 mart 1971)

Bunun sonucunda Uygurların Sincan olarak değiştirilen adını eski haline döndürülmesine ilişkin talepleri de çevrildi. Mao, otonom bölgeler, otonom yerleşimler olarak adlandırdığı bölgelerle ilgili yeni bir konuyu daha gündeme getirdi. Çin tek bir bütün olarak, kendi toprakları içinde yaşayan herkesi kendi düşünceleri doğrultusunda asimile edecek, bunun için gereken hiçbir şeyden kaçınmayacak ve sonuçta Büyük Çin Birliği gerçekleşecekti. Bunun sonucunda dünya üzerinde komünizmin gücünün gösterilmesi kadar Çin'in siyaset sahnesindeki konumunun güçlenecek olması da çok önemliydi. Başka milliyetlerin veya ırkların var olması hiç önemli değildi. Önemli olan bunları Büyük Çin Birliği altında bir araya getirme ve birleştirmeydi. Ama bu birleşmede tamamen Çin'in hakları gözetilecek ve tüm bileşenlerden oluşan bu birleşim sadece Çin olarak anılacaktı: Bu bileşimlerin gerçek adı farklıydı : Bu Marksist ve Komünist asimilasyondu. Bu konuya ilişkin çıkan bir haberde, 1960 yılında günlük bir Çin gazetesi şu açıklamaları yapıyordu:

"Halkların asimilasyonu, sosyal gelişmenin kaçınılmaz gerekliliğidir. Dil, Büyük Çin Birliğinin oluşumuna hizmet etmelidir. Başka bir ifade ile diğer dilleri konuşan insanların bildiğince Çince'ye kaydırılması gerekmektedir. Buna karşı çıkan herkes, asimilasyonun karşısındadır, sosyalizm ve komünizmin karşısındadır ve tarihi materyalizmin karşısındadır.

Bu ifadeler, gerçekten de o bölgede uygulanan zulmün mantığını çok net bir şekilde ortaya koymaktaydı. Tüm bu yapılanlar komünizm ve sosyalizmin hedefleri olarak gerçekleşmektedir. Bu iki ideolojiye dayanak noktası Materyalizm ise, Allah'ı inkar eden insanların tesadüfen yaratıldığını iddia eden sapkın bir teori olarak zaten dindar müslümanlara karşı cephede yer almaktadır.

Bu sapkın yaklaşımla, Çin komünistleri Doğu Türkistan'ı tamamen kendi toprakları gibi görerek, özellikle ortadan kaldırmayı amaçlayarak her tür baskı ve zulüm ile müslümanları yok etmeye başladılar. Uygur okullarının kapatılması, Uygur kıyafetlerinin yasaklanması ve Çince öğrenmenin zorunlu kılınması gibi baskılar günlük yaşama sokulmaya başlandı. (Victor Louis, The Corning Decline of Chinese Empire, new York, 1979, sy:93) Daha önce de belirtildiği gibi, caddede yürüyen her Çin resmi memurla karşılaşan Uygurlular bulunduktan araçlardan inerek selam vermeye zorlanıyordu. Bazı bölgelerde daha da ileriye gidirek dizlerin üstünde çökerek selamlamaya zorlanıyordu.

Dönemin imparatoru Zho Zung Tang'den, sadece Uygur askerlerini değil gerektiğinde tüm uygur halkını öldürme izni isteniyordu. Bu isteğe ne cevap verildiği tarihi bir kayıt olarak bilinmemekle beraber, yaşanılanlar buna ve cevabın evet olduğunu tartışmasız kanıtlamaktaydı. O nem içinde bu zulme karşı koymak isteyen l milyondan fazla Uygur idam edildi. ( Peter Fleming, News From Tar London, s:247 , Mehet Atif, Kasgar tarihi, İstanbul, s: l 210, Prof. Wolfram Eberhard, Çin tarihi, Ankara, l s: 222) 1965 yılından itibaren 35 milyondan fazla müslümanın katledilmiş olması da yine bu soruya verilen cevabı olduğunu çok açık bir şekilde açıklamaktadır.

DOĞU TÜRKİSTAN EKONOMİSİ

Çin Halk Cumhuriyeti'nin komünist rejimi ile müslümanlara yönelik soykırım hareketlerine maruz kalan bu toprakları ekonomik açıdan çok değer taşımaktadır. Bunun başında zengin petrol kaynakları gelmektedir. Çin resmi kaynaklarına göre Tarım Ovası'nda keşfedilen petrol rezervi 40 milyar ton olarak öngörülmektedir. Bu rezervin, Suudi Arabistan'ın petrol rezervleri ile rekabet edebilecek güçte olması, batılı petrol çevrelerinin gözünü bu bölgeye çevirmiştir. Hatta batılı çevreler Doğu Türkistan'ı şöyle tanımlar "21. asrın Kuveyt'i.. (Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi ) Ancak tıpkı Hazar petrollerinde söz konusu olan sorunlar burada da gündeme gelmektedir. Bu sorunlar, petrol kaynaklarının işlenme durumuna getirilmesi ve dünya pazarlarında yer alması ile ilgilidir. Bunun gerçekleşmesi durumunda petrol konusunda Orta Asya'nın sağlayacağı dengesinde tabi ki Çin Halk Cumhuriyeti, kuralları koyan konumunda olmak ve gücü eline geçirmek istemektedir.
Petrol yataklarının dışında zengin doğal gaz, kömür , altın yatakları da bölgenin ekonomik boyutunda çok önemlidir. Çin Halk Cumhuriyeti toprakları içinde çıkarılan 148 çeşit madenin 118 çeşidi Doğu Türkistan topraklarında yer almaktadır. Doğu Türkistan'da şu ana kadar maden tespit edilen nokta sayısı 5000'dir. Bu da Çin'in toplam maden ocaklarının %85'ini oluşturur. Bunlar içinde kömür özellikle çok önem teşkil etmektedir. Kalorisi çok yüksek olan bu kaliteli kömürün çıkarıldığı alan 900 bin kilometrekareden fazladır. Toplam kömür rezervi 2 trilyon ton olarak hesaplanırken bu rakam Çin'in toplam kömür rezervinin yarısını oluşturur.

Bölgede 40'tan fazla alanda tuz çıkarılmakta olup, sadece Kuçar şehri etrafındaki tuz rezervlerinin bile dünya insanlarının bin yıllık ihtiyacını karşılayacak boyutta olduğu belirtilmektedir.

Tarım ekonomisi açısından da çok önemli zenginliklere sahip olan Doğu Türkistan 150.000 kilometre kare tarım arazisine bir o kadar da ekilebilir toprağa sahiptir. Ormanlık alanı 12.000 kilometre kare olup, 60 milyon küçük baş hayvan beslenmesine olanak veren yaylaları mevcuttur.

Çin'den İran'a İpek Yolu'nu canlandırma projesinin geçiş yolunda olan Doğu Türkistan'ın doğal gazı 14 milyon dolarlık boru hattı projesiyle, 4 bin 200 kilometre doğusundaki Şanghay limanına taşınacaktır. (Radikal gazetesi, 6 temmuz 2000)

Tüm bu zenginliklere rağmen, Doğu Türkistan'da ekonomi sadece Çinlilere hizmet edecek şekilde yapılandırılmıştır. Bu bölgede yaşayan müslüman halkın %80'i açlık sınırındaki koşullarda yaşamakta olup, yıllık gelirleri kimi bölgelerde 45-50 dolara kadar düşmektedir. (World Monitör, Nisan 1991, der Spiegel, No :33, 1993) Ayrıca müslüman halka yaşatılan işsizlik sorunu giderek artan boyutlara ulaşmaktadır.

Sadece Allah'a iman etmeleri nedeniyle her tür zulümle içice yaşayan bu halk aynı zamanda bu denli zengin kaynaklara rağmen yoksulluk içinde yaşatılmakta ve tüm bu zenginlikler her boyutu ile sadece Çin Halk Cumhuriyeti tarafından kullanılmaktadır. Müslümanlara bu denli kararlı bir biçimde soykırım yapılan bu topraklar, ekonomik olarak da bu denli bir güce sahiptir. Hem müslümanları yok etmek hem de bu zenginliklere el koyarak kendi kaynaklarına katmak, vahşet ideolojisi olan komünist yönetimler tarafından' gerçekleştirilmektedir.

DOĞU TÜRKİSTAN'DA YAŞANAN GERÇEK : SOYKIRIM

Bugün Doğu Türkistan "Sincan Uygur Otonom Bölgesi" olarak adlandırılsa da,. Uygurlar'ın kendi yönetimleri, bağımsızlıkları tamamen yok edilmiş durumdadır. Bunların yanı sıra günlük yaşam kuralları bile tamamen Çin tarafından düzenlenen yaptırımlara maruz bırakılmış ve özellikle dini konularda baskılar artan boyutlardaki zulmü sergiler olmuştur.

Çin Komünist Partisi tarafından Sin Jiang Uygur Özerk Bölgesi olarak adlandırılmış Doğu Türkistan'da uygulanan zulmün boyutları tam olarak dış dünyaya yansıtılmak istenmemesine karşın uluslararası örgütlerin hazırladıkları bazı raporlar vardır ki, burada yer alan gerçekler insanın kanını donduracak nitelikte bilgiler sunmaktadır. 1999 yılında Uluslararası Af örgütü, Çin Komünist Partisi'nin bu bölgedeki uygulamalarını 92 sayfalık bir rapor olarak dünyaya dağıtmıştır. Bu raporun sonunda Çin hükümeti yaptığı insan haklan ihlali nedeniyle son derece sert bir şekilde kınanmıştır. Ayrıca Amerika Dış İşleri Bakanlığı tarafından hazırlanan İnsan Hakları Raporu'nun bir bölümünde de bu insanlık dışı uygulamalara yer verilmiştir. Ayrıca faaliyetlerini Almanya'da sürdüren Mazlum Milletleri Koruma Teşkilatı'nın raporunda da bu zulme geniş yer ayrılmıştır. Sonuç : Bu raporlar olması gereken duyarlılığa sahip olmayan dünya siyaset sahnesinde yine olması gereken etkiyi asla oluşturmamıştır. Bundan büyük bir güç alan Çin Komünist Partisi ise aynı hızla zulümlere devam etmiştir. Bu raporlarda tüm açıklığı ile belirtilen bu zulümleri dünyanın gözünün içine bakarak uygulamaya devam etmiştir. Toplu tutuklamalar, toplu idamlar, hapishane içi ve dışında uygulanan her tür işkenceler, İslam'a karşı yürütülen her tür baskılar şeklinde süren bu insan hakları,ihlallerini, 05.Mayıs 2000 tarihli "Doğu Türkistan'daki İnsan Hakları İhlalleri Raporu" en net ve açık şekliyle ortaya koymaktadır. Üstelik teknoloji çağını yaşadığımız şu dönemde, gazete, radyo, televizyonun yanı sıra internet gibi her türlü olanak söz konusu iken, bu bilgiler hiçbir şekilde halklara ulaştırılmamakta ve bu zulme göz yumulmaktadır. Ve bu insanların canları, göz göre göre politika adına ya da bazı güçlerce desteklenmekte ve örtbas edilmektedir.

Bu raporda da belirtildiği gibi bölgede ihlal edilen sadece hak ve özgürlükler değil yaşamlardır. Bu bölgede yaşanılanlara belirli başlıklar altında bakılması daha net sonuçlar sunmaktadır.

1. Toplu tutuklamalar ve İdamlar

Bu uygulamalarda belki de dünya kamuoyunun gözünden kaçan çok önemli bir gerçek söz konusudur. O nedenle soykırıma gerçek delil olabilecek bu gerçekle başlamak daha uygun olacaktır: Doğu Türkistan bugün Çin halk Cumhuriyeti'nin toprakları içinde siyasi suçlulara ölüm cezasının uygulanmakta olduğu tek bölgedir. 1989 yılında yaşanan Tiananmen olaylarından bu yana, Çin işgali altındaki Tibet ve Moğolistan da dahil olmak üzere hiç bir yerde hiçbir siyasi suçlu idam edilmemiştir. Peki Doğu Türkistan'da neler yaşanmaktadır?

1999 yılı Doğu Türkistanlılara uygulanan zulmün doruk yıllarından biri olmuştur. Reuters Haber Ajansı'nın 3 Şubat 1999 tarihli haberine göre, Çin, her yıl dünyada uygulanan idam cezalarının tümünden daha fazla sayıda Müslüman'ı idam etmektedir. Bu ifadenin başka bir açıklaması ise şu: Doğu Türkistan'da her yıl, dünyadaki idam sayılarından daha fazla sayıda Müslüman idam edilerek katledilmektedir. Üstelik bu uygulamalara ilişkin devlet sırrı olarak saklanan gerçek sayılar, Çin medyası kanalıyla verilen bu sayılardan çok daha yüksektir.

Komünist yönetimin müslümanlara yönelik katliamlarına ilişkin sayı gerçek bir insanlık vahşetini gözler önüne sermektedir.1949 -1952 yılları arasında 2 milyon 800 bin, 1952-1957 arasında 3 milyon 509 bin, 1958-1960 yıllan arasında 13 milyon 300 bin müslüman ya Çin ordusu tarafından katledildi ya da kıtlık sonucunda öldüler. 1965 yılından bu yana yapılan katliamlarla birlikte öldürülen Doğu Türkistanlı sayısı 35 milyondur.( Harun Yahya, Makaleler l, Doğu Türkistan'daki Çin Zulmü Görmezlikten Gelinmemeli, Vural Yayıncılık, Kasım 2000, sy:178)

Özellikle müslüman halkın yoğun yaşadığı Gulca, Hoten, Kaşgar ve Aksu gibi bölgelerde 1999 yılı başlarında başlatılan "temizleme" hareketi çerçevesinde uygulanan zulümlerin anlatmakla tükenmeyecek kadar geniş boyutları mevcuttur. Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi'nin edindiği ve internet üzerinden yayınladığı bilgilere göre, 99 yılının başından Mart ayına kadar Doğu Türkistan'da 10 bine yakın Uygur, "bölücü, dinci ve terörist" suçlamalarıyla hapishanelere gönderilmişlerdir. 9000 kişi halen mahkemeye çıkartılmayı beklerken, mahkemesi sonuçlanan pek çok müslüman ise idam cezası ile cezalandırılmışlardır. Çin'in başka hiçbir yerde uygulamadığı idam ile cezalandırılarak katledilmişlerdir.

Ocak -Mart 1999 süresi içinde yani sadece 3 aylık bir dönemde, idam edilerek, çatışmalarda veya işkencede öldürülen müslüman halkın sayısı elde edilebildiği kadarı ile 2500 kişidir : Evet 3 ayda 2500 kişi.

Doğu Türkistan'da devam eden bu planlı soykırım, özellikle 1998 yılından itibaren çok hız kazanmıştır. 1998 yılında Çin Cumhurbaşkanı Jiang Zemin, "bölücülere" karşı yürütülecek olan temizleme hareketinin güçlendirilmesi talimatını vermiştir. Bu talimata göre temizleme harekatı Uygurların çok yoğun olarak yaşadığı bir bölge olan Hoten'den başlamıştır. Bu uygulama ciddi planlarla yürütülürken, Çin Komünist partisi yetkilileri tarafından daha kararlı ve uzun vadeli hareket planlan talep edilmiştir. Bu da yine bir şeye dikkat çekmektedir. : Çin merkezi hükümetinin Doğu Türkistan halkına uyguladığı soykırım gerçeğidir.

Hoten vilayeti'nde işkence ile öldürülen kişinin cenazesini almak isteyenlerin bu isteği red edilince zulüm yine aynı sonuçları vermiştir. Bine yakın kişi tutuklanmıştır ve bölgede sıkıyönetim ilan edilmiştir. Hoten Vilayeti Komünist Partisi Genel Sekreteri Vang Jing Çi, yaptıkları zulümleri bir başarı gibi sunarken, " bu yıl içinde çok sayıda dinci ve bölücü öldürülmüştür" ifadesini kullanmaktan çekinmemiştir. Hoten Vilayetinde her gün 60-70 insan için tutuklama emri çıkarılmakta, bu insanlar ya hapishanelerde çeşitli işkencelere maruz bırakılarak yıllarca bekletilmekte ya da idam cezası ile öldürülmektedir. Hoten Parti Komitesi'nin 1999 yılı raporunda işkence ile öldürdükleri ve cesetlerini ailelerine bile teslim etmedikleri 77 kişinin ölüm nedeni olarak şu ifade yer almaktaydı: "hapisten kaçma teşebbüsünde bulundukları için öldürülmüşlerdir"

Tabi ki zulmün boyutları Hoten ile sınırlı değil. Başka bir vilayet olan Gulca'da da aynı olaylar yaşanmaktadır. Tek fark, tutuklanan, idam edilen, işkence altında ölen müslümanların sayılarında olmaktadır. Çin Kurtuluş Ordusu'nun 5660'ncı kolordusu gece sokağa çıkma yasağı uygulamalarına keyfi olarak devam etmektedir. Reuters Haber Ajansı ve Fransız Haber Ajansı 99 yılında geçtikleri pek çok haberle Gulca vilayetindeki zulümleri dünya kamuoyuna duyurmuşlardır. Ama dünya kamuoyundan yine gereken tepkiler gelmemiş, gelin tepkiler belirli senaryoların susturmaları arasında eriyip gitmiştir. Çin mahkemeleri sadece Allah'a iman ettikleri için zulüm üstüne zulüm yağdırdıkları bu insanları aldıkları destek ile yok etmeye ve insanlık tarihinin gerçek soykırımını yapmaya devam etmektedirler.

Soykırım vahşetinin hiçbir ayrımı yoktur. Bu zulmü sadece yetişkinlere değil küçük çocuklara bile hiç düşünmeksizin uygulamaktadırlar. 30 ekim 1999'da Hoten Emniyet Müdürlüğü tarafından tutuklanan kişi 15 yaşındaki bir kız çocuğudur. Nedeni mi ? Gerçek neden müslüman olmasıdır. Sahte neden ise, bu kız çocuğunun yazısının duvara yazılan komünist rejim aleyhtarı bir yazıya benzemesi. Sonuç aylarca süren işkence... Ders kitabının üzerindeki Mao resmine yaptığı saygısızlık nedeniyle tutuklanan 5. sınıf öğrencileri, izinsiz Kur'an okumaları nedeniyle tutuklanan 12 yaşındaki çocuklar ve uzun süreli uygulanan işkenceler...

Bu soykırımı sürdürenlerin genel prensiplerinden biri de şudur : "Bin kişi yanlışlıkla tutuklansa hiç önemi yok, bir kişi bile gözümüzden kaçmasın". Şimdi bir suçu olmasa da farketmez, çünkü bu insanların suçlu bulunması da gerekmemektedir. Çünkü bu insanlar sadece Rabb'lerine iman ettikleri ve Darwinizm büyüsüne aldanmadıkları için zaten suçlu kabul edilmekte ve tüm bunlara maruz bırakılmaktadırlar.

Hoten Vilayeti Komünist Partisi Genel Sekreteri, Wang Jing Çi'nin 10 Ocak 2000 tarihindeki parti toplantısında yaptığı konuşmada verdiği bilgiler insanlık dramının cümleleri olarak tarihe kaydolmuştur. : Hoten'deki temizlik hareketi sırasında 160 binden fazla kişinin kullanılması, birkaç bin yere kontrol kulelerinin kurulması, onbinlerce dinci, bölücü ve teröristin yakalanması...

Soykırımın şiddetinin giderek artırılması talimatı ile müslüman halkın evlerinin izinsiz olarak aranması yetkisi çıkarılmıştır. Mahkemelerde adil sonuçlar getirilmeye çalışan yargı üyelerin önce işlerine son verilmiş ve daha sonra halkın güvenliğini tehdit etme suçundan dolayı mahkemeye vermişlerdir.

Zeynep Göğüş, bir yazısında bu konudaki düşünceleriyle, insanlığı bu bölgede yaşananlara gerçek anlamda vicdanla bakmaya çağırmaktadır. "Çin'de olup bitenler bizi evrensellik adına ilgilendirir, Uluslararası Af Örgütü'nün raporuna göre, bazı Uygurlar siyasi tutukluların akrabası olduklarından, bazıları da sadece Uygur olmalarından dolayı tutuklanıp işkence görüyorlar" (Zeynep Göğüş, Sabah Gazetesi, 09.02.99)

2. Cezaevlerindeki siyasi suçlulara yapılan işkenceler ve yargısız infazlar

Doğu Türkistan'da cezaevlerinde uygulanan işkence ve yargısız infazlara, Uluslararası Af Örgütü'nün 1999 yılı raporunda değinilmektedir. Doğu Türkistan'da 145 cezaevi, 30'dan fazla toplama kampı bulunmaktadır. Doğu Türkistan Enformasyon Merkez verilerine göre, 250 bin müslüman siyasi tutuklu olarak bu cezaevlerinde yatmaktadır. Yine aynı kaynaktan alınan verilere göre Urumçi Liudavan cezaevinde her ay 20-30 müslüman işkence sonucu öldürülmektedir. Yapılan işkenceler arasında, elektrikli sopa, beyine elektrik verme, tırnak koparma, cinsel organlara demir çubuk sokma, dili ve cinsel organları demirlerle kısmak, çivili sandalyelerde oturtma, diri diri toprağa gömmek, iki bacağı iki ayrı öküze bağlanan insanı ikiye bölmek başta gelmektedir. Doğu Türkistan'ın sürgündeki genel sekreteri İsa Yusuf Alptekin, "Doğu Türkistan Davası ve Unutulan Vatan: Doğu Türkistan" isimli eserlerinde bu zulüm boyutlarını çok detaylı olarak açıklamaktadır. İşkenceler sonucunda öldürülen kişinin yakın ailesine bu kişin kaçtığı söylenmekte ve nerede olduğunu söylemeleri için bu kişilere de işkence yapılmaktadır. Ya da "çocuğunuz kaçma teşebbüsünde bulunduğundan dolayı infaz edilmiştir" şeklinde bir yazı ile ailelerine sadece haber verilmekte ama bu kişilerin cenazeleri asla teslim edilmemektedir.

Tutukluların bulunduğu hücrelerde en az 10 kişi bir arada bulundurulmaktadır. Bu 10 kişinin paylaştığı hücrelerin genişliği 4 metre uzunluğu 5 ise metredir. Adam öldürme veya hırsızlık suçundan tutuklu bulunanlara günde üç öğün ve normal standartlarda yemek verilirken, miislümanlara yemek olarak verilenler, sabah buharda pişirilmiş bir miktar ekmek ve akşam bir tabak mısır unudur. Üstelik müslümanlar cezai durum gerektiren hiçbir suç işlememiş olmalarına rağmen, sadece iman etmelerinden dolayı cezaevinde tutulmaktadırlar. Ancak, hem haksız yere bu ceza ile karşı karşıya bırakılmakta hem de açlık tehdidi altında yaşatılmakta ve bu nedenle kısa sürede pek çok hastalığa yakalanmaları için zemin hazırlanmaktadır.

İmanlarından dolayı, mümin olmalarından dolayı, Türk olmalarından dolayı tutuklanan pek çok kişi, ya idam cezası ile yok edilmekte ya da tutuklu bulundukları hapishanelerde anlatmakla bitmeyecek, sınırlı satırlarla ifade edilemeyecek kadar çok geniş boyutlu işkence ve baskılara maruz kalmaktadırlar.

3. Dini baskılar

Şu anda Doğu Türkistan'da müslümanlara yönelik tüm hareketlerde, insanlar İslam'dan uzaklaştırılmak istenirken, Materyalizmin çarpık felsefesinin her noktaya yayılması ve dinsiz bir toplum yapısı hedeflenmektedir.

Çin Anayasası'nın 36. maddesinde "Çin Halk Cumhuriyeti vatandaştan inanç özgürlüğüne sahiptir" şeklinde bir ifade bulunmasına karşılık, yapılan her tür uygulama farklı yaklaşım ve sonuçlan sergilemektedir. Darwinizm kökenli, ateist, materyalist bir yaklaşımla yürütülen yönetimlerde varlığı kabul edilmeyen bir dine saygı gösterilmesi ve özgürlük tanınması mümkün değildir açıklamaları hemen arkadan gelmektedir.

Çin, tüm dini faaliyetleri yasa dışı uygulamalar başlığı altında toplayarak, devlet güvenliğini tehdit edici unsurlar olarak görmekte ve buna uygun yaptırımlar geliştirmektedir. 1998 Temmuz tarihinde Uygurlar'ın dini faaliyetlerinin yasaklanması sonucunda, camilere yerleştirilen casuslarla birlikte, müslümanlar ibadetlerini yerine getirmeleri nedeniyle tutuklanmışlardır. Camilerde Mao'nun resimlerinin asılmasını zorunlu kılan bu uygulamaların yanı sıra,komünist rejimin doktrinlerini sergileyen yazılı belgelerin de bulunması istenmektedir.

1949'dan önce pek çok bilgiyi öğrencilerine sunan medreseler kapatılmış ve öğrenciler, Marksizm, Leninizm ve Materyalizm'in öğretildiği okullara gitmeye zorlanmıştır. Tabiki bu okullarda öğretilenlerin başında Danwinizm de gelmektedir. (Clyd-Ahmet Winters, İslam in The People's Republic of China, Hong Kong, 1979)
Çin hükümeti yetkilileri, basına verdikleri demeçlerle İslam dinini tamamen kontrol altında tutmak istediklerini açıkça ifade etmektedirler. Bu ifadelerden biri, Doğu Türkistan Bölgesel Hükümet Başkanı'na aittir. " İnsanlar Kur'an kopyalarının içine uyuşturucu koymak suretiyle kaçakçılık yapıyorlar. Din, insanları suçlarda kullandıkları bir şey. O nedenle dini tamamen kontrol altında tutacağız ve asla müsamaha etmeyeceğiz." (AFP, 14 Mart 1990, Arab News, 19 mart 1990, Der Spiegel, 7 Mayıs 1990)

Örneğin memur ve işçilerin ibadet etmesinin kesinlikle yasak olduğu, Çin Merkezi Hükümeti 7 numaralı genelgesi ile kanunlaştırılmıştır. 1997 yılından bu yana sadece Hoten Bölgesi'nde 1218 cami zorla kapatılır ve devlet dairesi olarak kullanılırken, yıkılan cami sayısı da 939'dur. Ayrıca camilerde komünist propagandası yapmayı kabul etmeyen din adamları tutuklanmış veya işlerine son verilmiştir. Camileri kapamak gibi sürekli devam eden bir uygulamanın yanı sıra, dini kitapların tamamına el konulmuş ve evinde dini kitap bulunduranların yasa dışı davranışlarda bulunuyor yaklaşımı ile cezalandırılacakları bildirilmiştir. Başka bir ibadet olan hac ziyaretleri yasaklanmış ve pasaportlara tamamen el konularak engellemeler yapılmıştır.

Geçtiğimiz Ramazan ayı süresince yaşanan bu dini baskılara ait örnekler Doğu Türkistan Enformasyon merkezi tarafından 7.12.2000 tarihli haberlerinde yer almaktadır. Bu haberlere göre, Çin hükümeti, jandarma, polis ve sivil örgütleriyle bu baskıyı çok şiddetlendirmişlerdir. Oruç tutanlara siyasi suçlu muamelesi yapılması, iftarlık yiyecek satan dükkanların kapatılması gibi pek çok keyfi uygulamayla müslümanları bu mübarek ay içinde, ibadetlerinden uzak tutmaya çalışmışlardır. Cami ve mescitlerde yer alan megafonlar kaldırılmış, sahur ve iftar vakitlerinde halk arasında dolaştırılan sivil ajanlar ile kimlerin oruç tuttuğu tespit edilmiş, teravih namazı saatlerinde polis arabaları sirenleri devamlı çalıştırılarak dolaştırılmış, devlet daireleri oruç tutanları paralarını ödememekle tehdit etmiştir. Okullarında oruç tutan öğrencilere çok farklı tehditlerde bulunulmuştur. Çin hükümeti'nin uyguladıkları bu zulme karşı getirdikleri açıklamalar ise son derece mantık dışı ve tüm dünyayı umursamaz bir tavır içermektedir: "Biz işçi, hizmetli, ve öğrencilerimizin sağlıklı olmaları için böyle davranıyoruz ve o nedenle de elimizden geleni yapıyoruz".

4. Nüfus yapısına ilişkin baskılar

Uygur dernek ve kuruluşlarının tahminlerine göre Doğu Türkistan sınırlan içinde bugün 20 -30 milyon arasında Uygur yaşamaktadır. (Abdülrahim Aytbatev, The World Uyghur Network News periyodik bülten editörü,)

Komünist Çin rejimi, düzenli olarak Müslüman halkı çeşitli şekillerde yok etmeye çalışırken, aynı zamanda söz konusu topraklarda Çinli nüfusun artmasına yönelik planlı uygulamalara başladılar. Bu planlı hareketin başlama tarihi olan 1953 yılından bu yana ulaşılan sonuçlar, bu topraklar üzerinde oynanan oyunların boyutunu sergileyecek kadar acıdı
YIL     MÜSLÜMAN NÜFUS ORANI     ÇİNLİ NÜFUS ORANI
1953                %75                                                %6
1982                %53                                                %40
1990                %40                                                %53

(Harun Yahya, Makaleleri, Doğu Türkistan'daki Çin Zulmü Görmezlikten Gelinmemeli, Vural Yayıncılık, 2000, sy: 179)

1949 yılından önce bölgede yaşayan Çinli sayısı sadece 300 bindi. Bugün ise 6 milyondan fazla Çinli bu topraklarda yaşamaktadır. Burada yaşayan Çinli asker sayısı ise 500 binin çok üzerindedir.

Bu bölgeye getirilen Çinli göçmenler "Üretim ve İnşaat Ordusu" gibi değişik isimler altında konumlandırılmaktadır. Bu kitle ülkenin en verimli bölgelerine yerleştirilmekte, topraklarının gerçek sahipleri olan Müslüman halk ise kurak ve zor alanlara sürülmektedir. Müslüman halk, Çinli göçmenlerin sahip olduğu siyasi ve ekonomik imtiyazların hiçbirine sahip değildir. Bazı şehirlerde Çinli nüfus yüzdesi %80'lere varmaktadır. Müslüman halk her türlü alt yapıdan yoksun adete harabe denilebilecek evlerde yaşarken, Çinli göçmenler ülkenin ekonomik olarak en önemli alanlarına yerleştirilmektedir.

Buraya halen çok ciddi oranlarda Çinli nüfus yerleştirme amaçlan devam etmektedir. Yerleştirilecek olan Çinli nüfusunda üç kategori yer almaktadır. Sivil halk, asker-polis kesimi ve bir de halen hapishanelerde bulunan Çinli suçlular.

Diğer iki kategori çok kolaylıkla anlaşılmakla beraber, Çinli hükümlüleri bu bölgeye taşıma ilk bakışta çok net anlaşılamamaktadır. Çin hapishanelerinde hükümlü olarak bulunan suçlular, bu bölgedeki çalışma kamplarına yerleştirilmektedir. 1991-1994 tarihlerinde Doğu Türkistan'daki çalışma kamplarına gönderilen suçlu sayısı 40 binin üzerindedir. (The Wall Street Journal, 21 Ekim, 1994) Son l yıl içinde resmi kaynaklardan elde edilemeyen ancak tahmini olan değer l milyonun üstündedir.

Çin hükümeti'nin bu bölgede neden bu şekilde bir uygulama yaptığı çok açık görülmeyebilir.. Ancak aynı amaca hizmet eden farklı uygulamalardır bunlar. Öncelikle olayın şu boyutu çok önemlidir. Kalmakta olduğu hapisaneden Doğu Türkistan'daki çalışma kampına gidenler için şartlar daha hafifletilmektedir. Bundan dolayı cazip hale getirilmiştir. İkincisi, bu kişilerin gönderilmeden önce imzaladıkları bir belge vardır. Bu belgede cezası dolduktan sonra da ölene kadar Doğu Türkistan'da yaşayacağına ve başka bir bölgeye gitme talebinde bulunmayacağına ilişkin bir taahhüt vardır. Bu bölgede "reformist çiftçiler " tanımlaması ile yaşayacaktır. Ayrıca istediğinde ailesini de bu bölgeye çağırma hakkı vardır. Şimdi giderek netleşen bu planın başka bir boyutu daha vardır: Bu kişiler, genelde Uygurlar tarafından işletilen tarım arazilerine kurulan çalışma kamplarına gönderilmekte ve dolayısıyla müslüman halkın işi elinden alınmaktadır.

Ceza süreleri dolan hükümlüler ise bu bölgede müslüman halka karşı suçlar işlemeye devam etmişlerdir. Özellikle müslüman ailelerinin çocuklarının kaçırılmasında çok aktif, rol oynamışlardır. Uygurlular bu çocukların kaçırılma olaylarında bu suçluların aktif rol oynadığına dair şikayetlerde bulunmuşlardır. Polise yapılan her şikayet için yüksek bir para ödeme zorunluluğuna da uymalarına karşılık, Çinli polisler bu konuyu dikkate almamışlar ve sonuçlandırmamışlardır. Bazı çocukların ise öldürülerek organ mafyasına teslim edildiği de mevcut ihtimaller arasında yer almaktadır. (Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi Bülteni, Münih, 1993 Aralık)

5. Mecburi Kürtaj ve Doğum Kontrolü

1988 yılından itibaren Doğu Türkistan'da uygulanmaya başlanan Kürtaj Yasası, yapılan soykırımlarda kullanılan çok önemli bir araç haline gelmiştir. 1990 yılından itibaren ikinci çocuk sahibi olmak isteyen müslüman halka uygulanan baskı ve vahşet insanın kanını donduracak şekilde devam etmektedir. Bu uygulama ile ikinci çocuğuna hamile olan müslüman kadınlar, polis tarafından evlerinden alınmakta ve kürtaj yapılmak üzere götürülmektedir.

Bu kürtajlar sağlıksız, mahalle aralarında yer alan, köhne, her tür enfeksiyona çok açık şartlara sahip sağlık merkezlerinde 9 aylık hamile kadınlara bile uygulanmaktadır. Sonuç, çarpık ideolojilere göre çıkarılan bir yasa uygulanıyormuş gibi gösterilerek yapılan ciddi bir soykırımdır. Bu uygulamalar ile yüzlerce Uygur kadını hayatını kaybetmiştir.

Pek çok bölgede yapılan bu zulümler sadece hamile kadınlarla sınırlı kalmamakta, eşi hamile olan erkeklerin de önce tutuklanarak işkence ile ifadeleri alınmakta ve sonra da işlerine son verilmektedir.

6. Asker ve Jandarmanın Doğu Türkistan'daki zorbalığı

Çin Kurtuluş Ordusu'nun dörtte birinin yerleştirildiği bu bölgede yaklaşık bir milyon Çin askeri bulunmaktadır Ayrıca 100 bin askerden oluşan jandarmanın yanı sıra, "Üretim Ordusu" adıyla oluşturulan yapılanma yarı sivil yarı resmi ordu niteliğinde 2500 kişiden oluşmaktadır. Yapılan istatistiklerde polis hariç olmak üzere beş müslümana 2 asker düşmektedir. Son dönemlerde Doğu Türkistan'a ziyaret yapanlar, bölgedeki büyük şehirlerin bir polis karakolu gibi olduğunu belirtmektedirler. (Wall Street gazetesi, 13 ağustos 1994)

Tüm bu ordu birlikleri Çin'in sınırlarını korumanın yanında en az bu görev kadar önem verilen başka bir uygulamayı daha gerçekleştirmektedirler. Müslümanları soykırıma tabi tutmak. Müslümanlara karşı yürütülen bu soykırımda köy halkını topluca tutuklamak, evleri basmak, kadınlara ve kızlara tecavüz etmek gibi zulümler bu güçler yoluyla gerçekleştirilmektedir. Bu olaylara karşı gösterilen en ufak bir karşı koymanın cezasının ilk aşaması hemen tutuklanmaktır. Daha sonra zulmün her boyutunu sergileyen cezalandırmalar uygulanmaktadır.


Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi

Son Güncelleme: Pazar, 28 Haziran 2009 12:01