|
Peygamber Efendimiz (S.A.V.) |
|
|
|
|
Pazar, 28 Haziran 2009 08:12 |
|
1 - GİRİŞ Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) Arap yarımadasının Hicaz bölgesinde, Mekke şehrinde doğdu. O'nun hayâtını ve insanlık târihinde yaptığı büyük inkılâbı kavrayabilmek için, yaşadığı asırda Arabistan'ın genel durumunun ve Arapların yaşayışlarının, ana hatları ile de olsa, bilinmesinde fayda vardır. İslâmiyet'ten önce Araplar, henüz millet hâline gelemedikleri için; kabîleler hâlinde yaşıyorlardı. Her kabîle, diğerlerinden ayrı bir devlet gibiydi. Kabîle başkanına "Şeyh" deniyordu. Hicaz ve Yemen bölgelerinde bazı şehirler kurulmuşsa da, genellikle çöllerde çadır ve göçebe hayâtı geçiriyorlardı. Hicaz bölgesinde üç önemli şehir, Mekke, Yesrib (Medine) ve Tâif'ti. Mekke'de Kureyş Kabîlesi, Tâifte Sakîf Kabîlesi, Yesrib (Medine) de Evs ve Hazreç adlı Arap kabîleleri ile Kaynukaoğulları, Nadîroğulları ve Kurayzaoğulları olmak üzere üç yahûdi kabîlesi bulunuyordu. Diğer kabîleler genellikle göçebe idiler. |
|
Son Güncelleme: Pazar, 02 Ekim 2011 17:27 |
|
Devamını oku...
|
|
Pazar, 28 Haziran 2009 09:56 |
Ülkücüyüz. İnsanlık ailesi, yeryüzünde yaşayan bütün insanlar, milletler denen ayrı ayrı üyelerin bir araya gelmesinden meydana gelir. Bir insan, insan olmak isterse, insanlığa hizmet etmek isterse, evvela kendi milletine hizmet etmeli, kendi milletini yükseltmeye, kendi milletini mutlu kılmaya çalışmalıdır. Bunu yaptığı takdirde aynı zamanda insanlığa da hizmet etmiş olur. Çünkü bir insan kendi ailesini düşünür ve ona karşı vefalı kalırsa, insanlık duyguları en olgun seviyeye erişeceği için, kendi ailesi dışındaki insanlara karşı da yaralı ve vefalı olur. Bir insan kendi milletine faydalı olmaz, kendi milletine karşı bağlılık duymazsa, onun insanlığı düşünmekten bahsetmesi nihayet bir fantezi olur. İnsan, yetiştiği toprağın, yetiştiği milletin refahını, iyiliğini, saadetini ve şerefini temin etmelidir. Bunu yaptığı takdirde o millet insanlığın bir parçası olduğu için, dolayısıyla insanlığa da hizmet etmiş olur.
|
|
Son Güncelleme: Pazar, 02 Ekim 2011 17:26 |
|
Devamını oku...
|
|
Pazar, 28 Haziran 2009 09:54 |
|
Türk Milleti, kendi millî târihini, örf, âdet ve ananelerini, kendi millî hasletlerini dikkate alan, modern ilmi ve-tekniği önder alan %100 yerli ve millî bir idare sistemi kurmalıdır. Çünkü her milletin idare sistemi kendi şartlarına, karşı tercihine ve millî özelliklerine göredir. Herhangi bir milletin sistemini olduğu gibi almak gerçeklere uymaz. Bugün de böyle. Aydınlar, kapitalist ve komünist sistemleri aynen tatbike çalışıyorlar. Bunların hepsi taklitçiliktir. Her milletin durumunun başka olduğunu nazarı dikkate alarak biz diyoruz ki, yeni millî bir doktrin, bir sistem lâzım. Bu doktrin Dokuz Işık'tır. Bu millî doktrin her şeyini Türklüğün tarihinden almış olan modern ilmi, tekniği önder kabul etmiş olan bir görüştür. |
|
Son Güncelleme: Perşembe, 10 Eylül 2009 21:25 |
|
Devamını oku...
|
|
Pazar, 28 Haziran 2009 09:16 |
|
İlk Müslüman-Türk Münasebetleri ve Türklerin İslâmiyete Girişi Emevi Halifeliği zamanında müslüman Araplar, Suriye ve İran'ı hâkimiyetlerine alarak Maverâünnehir bölgesine ulaşmışlardı. Seyhun ve Ceyhun ırmaklarının arasındaki bu bölgede Türkler bulunmaktaydı. Böylece Araplar ile Türkler ilk defa temasa geçmişlerdir . Emeviler bölgede İslâmiyet'i yaymaktan çok, yeni zaferler peşinde koşmuşlar; Müslüman olmalarına rağmen yerli halka ağır vergiler yüklemişlerdi. Bu sebeple ilk karşılaşma pek dostça olmamış ve Türklerle Araplar arasında küçük çapta çarpışmalar cereyan etmiştir. Özellikle Kuteybe bin Müslim'in Horasan valiliğine getirilmesiyle mücadele iyice kızışmıştır (705). |
|
Son Güncelleme: Pazar, 02 Ekim 2011 17:25 |
|
Devamını oku...
|
|
Pazar, 28 Haziran 2009 09:38 |
|
I- TÜRKLERİN ESKİ DİNİ Günümüze kadar Eski Türk dini üzerinde yapılan tahlil ve yorumlarda daima Türk mitolojisi, dini hikaye ve masallar, eski halk inançları (örf, adet ve inançlar) türlü kalıntılar umumiyetle hep bir arada ele alınmıştır. Bilhassa "Eski Türk Dini" tarihi üzerinde derin araştırmalar olmadan, bir takım yanlışlıklara düşülerek yapılan çalışmalar, tabii ki yanlış değerlendirmelere yol açmıştır. Bunda umumi Mukayeseli Dinler Tarihini Din Fenomenolojisini ve Mukayeseli Mitoloji'yi yeteri kadar bilmeden dar Çin, Arap ve Batı kaynaklan (Bizans, Rus, vb) yetersizliğinin de rolü olmuştur. Esasen her ne kadar bir bakış içerisinde değerlendirme aceleciliği bazı bilgiler vermekte ise de bunlar pek az, yetersiz çok zamanda da dağınık, kopuk ve duygusal bilgilerden ibaret kalmıştır. Ayrıca 19. yüzyılda Avrupa'da birden gelişip büyüyen |
|
Son Güncelleme: Pazar, 02 Ekim 2011 17:24 |
|
Devamını oku...
|
|
Pazar, 28 Haziran 2009 09:46 |
|
Destan Hakkında bilgi: |
|
Son Güncelleme: Perşembe, 10 Eylül 2009 21:34 |
|
Devamını oku...
|
|
Milliyetçiliğin Kavram Olarak Tanımı |
|
|
|
|
Pazar, 28 Haziran 2009 10:37 |
MİLLİYETÇİLİK, esası milli ananeye, geleneğe, örfe ve adetlere uygun olmayan bütün hareketleri kurum ve kuruluşları reddederek her şeyi milli örfe uygun şekilde düzenlemeyi amaç edinmenin oluşturduğu siyasi 'ya da toplumsal düşünce sistemidir. Diğer bir deyişle, milletin maddi manevi niteliklerine yani maddi manevi değerler toplamına aykırı olan her şeyi reddetmek ve bu değerlere uygun bir şekilde toplumsal kurum ve kuruluşları nizam etmek. |
|
Son Güncelleme: Pazar, 02 Ekim 2011 17:23 |
|
Devamını oku...
|
|
Pazar, 28 Haziran 2009 10:39 |
|

Türkler, özellikle Oğuz Türkleri arasında cihan hâkimiyetinin sembolü olarak ifadesini bulmuş bir mefhum veya mefkuredir. Kızılelma, Türklerin yaşadıkları bölgeye göre batı yönünde ulaşılması gereken bazen bir belde, bazen de bir ülkedeki taht veya mabet üzerinde parıldayan veya cihan hâkimiyetini temsil eden som altından yapılmış kızıl renkli altın bir yuvarlak yahut top olarak tahayyül edilmektedir. Bu altın top bazen zaferin işareti, bazen hâkimiyetin sembolü, bazen de fethedilmek üzere hedef seçilen yerin sembolü olarak ifade olunmuştur. |
|
Son Güncelleme: Cuma, 25 Eylül 2009 00:57 |
|
Devamını oku...
|
|
Atatürk'ün Dikkat Çektiği Tehlike; Kominizm |
|
|
|
|
Pazar, 28 Haziran 2009 08:54 |
"Biz ne bolşeviğiz ne de komünist;ne biri ne diğeri olamayız. Çünkü, biz milliyetperver ve dinimize hürmetkarız." Mustafa Kemal Atatürk Atatürk, millet realitesinin ve milliyetçiliğin temel unsurlarını red ve inkar eden Marksizm'in ve komünizmin kesinlikle karşısındadır. Ülkeyi felakete sürükleyecek, sınıflara bölecek, menfaat gruplarını çatışmaya sokacak bu ideolojilerin her zaman karşısında yer almıştır. Atatürk'ün başlattığı Türk Devrimi doğuşundan itibaren bu tehlikelerle karşılaşmış, Bolşevik liderler, Türkiye'de komünist köylü hareketin yapılmasını sürekli teşvik ve tahrik etmişlerdir. |
|
Son Güncelleme: Perşembe, 10 Eylül 2009 21:23 |
|
Devamını oku...
|
|
Pazar, 28 Haziran 2009 08:55 |
|
Türklük Bayrağını Yükselten Görkemli Bozkurt : Atatürk Kazım ÜTÜK Tarihin kaydettiği en enerjik ve hareketli milletlerin başında gelen Türk Milleti'nin yaşadığı maceralı geçmişinde büyük zaferlerle birlikte, yok olma noktasına kadar gelen mağlubiyetler ve yıkılışlar da vardır .Milli ülkülerin yönlendirdiği sürekli hareketliliğin doğal bir sonucu olan sürtüşme ve savaşlar, maddi ve manevi kazanımların yanında, çok sayıda ve çeşitte düşmanlıklar da kazandırmıştır. Zaferlerle yükselen ve yücelen varlığımız ciddi mağlubiyetlerle de tehlikeye düşmüştür. |
|
Son Güncelleme: Pazar, 02 Ekim 2011 17:22 |
|
Devamını oku...
|
|
Yirminci Asırda Türklüğün Öncüsü; Atatürk |
|
|
|
|
Pazar, 28 Haziran 2009 08:55 |
Yirminci Asırda Türklüğün Öncüsü Mustafa Kemal ATATÜRK Gazi ÇEVİK Sarı saçlı, gök gözlü, kurt bakışlı bir deha. Devlet adamı, büyük komutan, Türk soy şuurunu, Türk milliyetçiliği ülküsünü yüreğine işlemiş yiğit öncü. Yüce Tanrı'nın yirminci asrın başlarında Türk milletine önder olsun diye gönderdiği bir yolbaşçı. Mustafa Kemal Atatürk'ün ataları Orta Anadolu'dan Makedonya'ya göçmüşler. |
|
Son Güncelleme: Perşembe, 05 Ağustos 2010 08:33 |
|
Devamını oku...
|
|
|